Iduk Yer-Sub denildiğinde bugün karşımıza çoğu zaman “kutsal yer-su ruhları”, “koruyucu güçler” ya da “kutsal vatan” gibi kısa tanımlar çıkıyor. Fakat erken Türk yazılı kaynaklarına yaklaştığımızda tablo bundan daha dikkatli okunmayı gerektiriyor.
Çünkü ıduk, yer ve sub sözcüklerinin hangi metinde, hangi dönemde ve hangi kavramlarla birlikte kullanıldığı önemlidir. Daha sonraki sözlükler, akademik yorumlar ve etnografik kayıtlar ise bize başka katmanlar gösterir; fakat bunların hepsini VIII. yüzyıl yazıtlarının doğrudan tanıklığıymış gibi okumak doğru değildir.
Bu MitAtlas araştırmasında önce yazılı kayıtlara bakacağız. Ardından Iduk Yer-Sub ifadesinin Tengri, Umay ve Kut gibi daha önce incelediğimiz kavramlarla aynı metin dünyasında nasıl karşımıza çıktığını ayıracağız.
Ana sorumuz şu: Iduk Yer-Sub'u tarihî kaynakların gerçekten söylediği kadarıyla nasıl anlayabiliriz ve modern yorumların başladığı sınırı nerede çizmeliyiz?
MitAtlas yöntem notu: Bu yazıda “doğrudan kayıt”, “modern akademik yorum” ve “daha geç etnografik/halk inancı verisi” aynı kanıt türü olarak ele alınmayacaktır. Kaynak türleri ve dönemleri mümkün olduğunca açık biçimde ayrılacaktır.
1. Iduk ne demek?
Iduk sözcüğünü tek bir modern Türkçe karşılığa kapatmak kolay değildir. Erken Türk yazılı kaynaklarında sözcük, kutsallık ve ayrıcalıklı bir nitelik çevresinde karşımıza çıkar. Özellikle ıduk yer-sub ve ıduk Ötüken gibi kullanımlar, sözcüğün yer ve coğrafyayla birlikte kullanılabildiğini gösterir. [S1]
Burada önemli olan nokta şudur: ıduk ile Yer-Sub aynı şey değildir. Iduk bir niteleme olarak kullanılırken, yer-sub ayrı bir ifade alanıdır. Bu nedenle “Iduk Yer-Sub”u modern bir özel isimmiş gibi okuyup bütün tarihî kullanımları tek tanıma sıkıştırmak yerine, sözcüklerin geçtiği bağlama bakmak gerekir.
Daha sonraki tarihî dil kayıtları bu ihtiyacı daha da görünür hâle getirir. Dîvânu Lugâti't-Türk geleneğinde ıduk sözcüğü kutlu veya mübarek kabul edilen şeylerle ilişkilendirilirken, adanmış hayvan için kullanılan özel bir anlam da kaydedilir. [S4] Bu kullanım, VIII. yüzyıldaki her ıduk örneğinin XI. yüzyıldaki sözlük açıklamasıyla otomatik olarak özdeşleştirilemeyeceğini gösterir.
MitAtlas okuma ilkesi: Aynı sözcüğün farklı dönemlerde bulunması, bütün dönemlerde aynı bağlamda ve aynı işlevle kullanıldığı anlamına gelmez.
Iduk Yer-Sub'u neden yalnızca bir sözlük maddesiyle açıklamıyoruz?
Çünkü tarihî bir sözcüğün sözlük karşılığı bize başlangıç noktası verir; fakat tek başına o sözcüğün belirli bir yazıt pasajında ne yaptığını açıklamaz. Bunun için cümlenin kendisini, aynı pasajda bulunan diğer kavramları ve metnin tarihî bağlamını birlikte incelemek gerekir.
Bu nedenle araştırmanın bir sonraki aşamasında sözlüklerden yazıtlara dönüyoruz. Kül Tigin, Tonyukuk ve Bilge Kağan metinlerinde Iduk Yer-Sub hangi kavramlarla aynı pasaj çevresinde karşımıza çıkıyor? Bu soru, kavramın tarihî kullanımını modern tanımlardan ayırabilmemiz için daha sağlam bir başlangıç sağlar.
2. Yazıtlarda Iduk Yer-Sub: Kül Tigin, Tonyukuk ve Bilge Kağan
Iduk Yer-Sub'u anlamak için en önemli adım, kavramı modern tanımlardan önce erken Türk yazılı kaynaklarındaki bağlamı içinde görmektir. Kül Tigin, Tonyukuk ve Bilge Kağan yazıtları bu açıdan birbirini tamamlayan fakat birbirinin aynısı olmayan üç önemli tanıklık sunar.
Burada özellikle dikkat edeceğimiz şey, Yer-Sub'un her pasajda hangi kavramlarla birlikte geçtiğidir. Birlikte kullanım bize tarihî bağlam hakkında önemli ipuçları verir; ancak bundan otomatik olarak değişmez bir panteon, kesin bir hiyerarşi veya bütün dönemlerde geçerli tek bir inanç sistemi çıkaramayız.
Kül Tigin: Tengri ve Iduk Yer-Sub
Kül Tigin Yazıtı'nın doğu yüzündeki 10. satır çevresinde Tengri ile Iduk Yer-Sub aynı anlatı bağlamında karşımıza çıkar. [S1] Bu kayıt, Yer-Sub ifadesinin erken Türk yazılı dünyasında bulunduğunu göstermek açısından önemlidir.
Fakat bu birlikteliği hemen “Tengri ve Yer-Su aynı panteondaki iki tanrıdır” biçiminde çevirmek kaynakta açıkça bulunmayan bir sistemi metne eklemek olur. Yazıt bize birlikte kullanımın varlığını gösterir; ilişkinin bütün teolojik ayrıntılarını vermez.
Tonyukuk: Tengri, Umay ve Iduk Yer-Sub
Tonyukuk Yazıtı'nın 38. satırı çevresinde ise daha dikkat çekici bir birliktelik görülür: Tengri, Umay ve Iduk Yer-Sub aynı pasajda anılır. [S2]
Bu kayıt, Yer-Sub'un yalnız başına ele alınmaması gerektiğini düşündüren en önemli erken örneklerden biridir. Bununla birlikte pasajın modern Türkçeye aktarımında araştırmacılar arasında tercih farkları bulunabilir. Bu nedenle MitAtlas'ta tek bir modern çeviriyi tartışmasız tarihî gerçek gibi kullanmak yerine, özgün kavram birlikteliğini ve çeviri sorununu birbirinden ayırıyoruz.
Bilge Kağan: Tengri, Iduk Yer-Sub ve Kut
Bilge Kağan Yazıtı'nın doğu yüzündeki 35. satır çevresinde Tengri, Iduk Yer-Sub ve Kut aynı anlatı çevresinde karşımıza çıkar. [S3]
Bu birliktelik özellikle önemlidir; çünkü daha önce ayrı ayrı incelediğimiz gök, kutsal coğrafya ve hükümdarlık/meşruiyet çevresindeki kavramların aynı tarihî metin dünyasında kesişebildiğini gösterir. Ancak yine aynı sınır geçerlidir: birlikte geçmek, aralarındaki ilişkinin bütün ayrıntılarının bilindiği anlamına gelmez.
Bu üç kayıt bize ne söylüyor?
Üç yazıt birlikte değerlendirildiğinde güvenle söyleyebileceğimiz şey sınırlı fakat önemlidir: Iduk Yer-Sub erken Türk yazılı kaynaklarında vardır ve farklı pasajlarda Tengri, Umay ve Kut gibi kavramlarla aynı anlatı çevresinde bulunabilir.
Bundan daha ileri bir sonuca ulaşmak için yalnız kelimelerin yan yana gelmesine değil, cümle yapısına, metnin amacına, farklı okuma ve çevirilere ve daha geniş tarihî bağlama bakmamız gerekir.
Kanıt sınırı: Bir metinde iki veya daha fazla kavramın birlikte geçmesi, onların işlevlerinin aynı olduğunu ya da aralarında değişmez bir teolojik hiyerarşi bulunduğunu göstermez.
Bu ayrım bizi bir sonraki önemli soruya götürüyor: Yazıtlarda ıduk niteliğinin coğrafyayla birleştiği en dikkat çekici örneklerden biri olan Ötüken nasıl okunmalıdır?
3. Ötüken ve kutsal coğrafya
Ötüken, erken Türk yazılı kaynaklarında coğrafya ile siyasal düzenin kesiştiği en önemli yer adlarından biridir. Bizim araştırmamız açısından özellikle dikkat çekici olan kullanım ise ıduk Ötüken ifadesidir. Burada ıduk niteliğinin yalnız Yer-Sub ile sınırlı olmadığını, belirli bir coğrafi adla da birlikte kullanılabildiğini görürüz. [S1]
Bu kayıt önemli bir ayrımı korumamızı sağlar: Ötüken ile Iduk Yer-Sub aynı şey olarak kabul edilmemelidir. Ötüken belirli bir tarihî coğrafyadır; ıduk ise onu niteleyen tarihî sözcüktür. Yer-Sub ise daha geniş bir ifade ve tartışma alanı olarak karşımıza çıkar.
Dolayısıyla “Ötüken = Yer-Su” gibi doğrudan bir eşitlik kurmak yerine, erken Türk metinlerinde coğrafyanın kutsallıkla nasıl birlikte düşünülebildiğini araştırmak daha güvenlidir.
4. Yer-Su: iki okuma hattı
Araştırmanın en önemli tartışması burada başlar. Yer-Sub ifadesinin modern araştırmalarda tek bir biçimde açıklanmadığını görüyoruz.
Birinci hat daha çok dil ve metin kullanımı üzerinden ilerler. Tarihî Türkçe verilerinde yer-sub / yer-suv birlikteliğinin yer, yeryüzü, dünya, yurt ve vatan çevresindeki anlamlarla kullanılabildiği gösterilmiştir. [S5]
Bu filolojik veri önemlidir; çünkü yer-sub ifadesini gördüğümüz her yerde otomatik olarak “ruhlar” diye çevirmememiz gerektiğini gösterir.
İkinci hat ise din tarihi, mitoloji ve etnografik yorum üzerinden gelişir. Bazı araştırmacılar özellikle ıduk Yer-Sub kullanımını kutsal coğrafyayla ilişkili koruyucu veya manevi güçler çerçevesinde değerlendirmiştir. [S6]
Abdülkadir İnan'a dayanan yorum hattında ise bu iki alanın birbirini tamamen dışlamadığı; kavramın hem vatan/coğrafya hem de onunla ilişkili koruyucu güçler açısından okunabileceği ileri sürülür. [S7] Bu, önemli bir akademik yorumdur; fakat yazıtın kendi verdiği sözlük tanımı değildir.
Önemli ayrım: “Yer-Sub ruhları” açıklamasının akademik literatürde bulunması, ifadenin her tarihî kullanımının yalnızca “ruhlar” anlamına geldiğini göstermez. Aynı şekilde coğrafi kullanımların bulunması da bütün kutsal veya manevi yorumları kendiliğinden geçersiz kılmaz.
Bu nedenle MitAtlas'ta iki uçtan da kaçınıyoruz:
- “Yer-Sub kesinlikle yalnızca ruhlardır.” demiyoruz.
- “Yer-Sub kesinlikle yalnızca fiziksel topraktır.” da demiyoruz.
Kaynakların izin verdiği daha güvenli sonuç şudur: Yer-Sub'un tarihî kullanım alanı coğrafya, yer ve yurt kavramlarını içerir; kutsal veya koruyucu güçler açıklaması ise belirli bağlamların nasıl yorumlandığına ilişkin önemli bir akademik tartışma hattıdır.
Bu tartışma bizi tek bir tanımdan ziyade anlam katmanlarına götürür.
5. Iduk Yer-Sub'un anlam katmanları
Şimdiye kadarki kayıtlar bize önemli bir yöntem sonucu gösteriyor: Iduk Yer-Sub'u tek bir modern tanıma indirgemek yerine, farklı kaynaklarda ortaya çıkan anlam katmanlarını birbirinden ayırmak gerekir.
Bir tarafta yer-sub / yer-suv birlikteliğinin yer, yeryüzü, dünya, yurt ve vatan çevresindeki kullanımları vardır. Diğer tarafta ıduk niteliğinin kattığı kutsallık alanı ve bazı araştırmacıların Yer-Su'yu koruyucu veya manevi güçler çerçevesinde değerlendirdiği yorum hattı bulunur. [S5] [S6]
Bu katmanların aynı anda bulunabilmesi, hepsinin her metinde aynı ağırlıkta bulunduğu anlamına gelmez. Hangi anlamın öne çıktığını belirleyen şey kaynak, dönem ve bağlamdır.
Eski Uygur Türkçesi ve sonraki kullanım katmanı
Iduk sözcüğünün hikâyesi Orhon Yazıtları ile sona ermez. Sonraki Türkçe metinlerde de kutsallık çevresindeki kullanımların izleri görülür. Ancak bu sonraki kayıtları erken yazıtlara geri taşıyarak “VIII. yüzyılda kesinlikle aynı anlama geliyordu” sonucuna varamayız.
Sonraki dil verisinin asıl değeri, bir sözcüğün tarih içinde yaşamaya devam ettiğini ve kullanım alanlarının karşılaştırılabileceğini göstermesidir. Böylece tarihî süreklilik ihtimalini araştırabiliriz; fakat sürekliliğin otomatik olarak anlam özdeşliği olduğunu varsaymayız.
Dîvânu Lugâti't-Türk bize ne ekliyor?
XI. yüzyılın önemli sözlük kaynağı Dîvânu Lugâti't-Türk, ıduk sözcüğünün daha sonraki kullanımını anlamamız açısından özel bir yere sahiptir. Akademik aktarımlarda sözcük “kutlu” veya “mübarek” kabul edilen şeylerle ilişkilendirilir; ayrıca adanmış hayvan için kullanılan özel bir anlam da kaydedilir. [S4]
Bu bilgi iki nedenle değerlidir. Birincisi, ıduk sözcüğünün kutsallık çevresindeki anlam alanının sonraki bir tarihî kaynakta da görülebildiğini gösterir. İkincisi ise sözcüğün kullanımının tek bir nesneye veya tek bir kavramsal bağlama kapatılamadığını hatırlatır.
Dönem uyarısı: XI. yüzyıldaki bir sözlük açıklaması, VIII. yüzyıldaki yazıt pasajının otomatik sözlük karşılığı değildir. Aradaki tarihsel mesafe korunmalıdır.
6. Kaynak ve dönem neden önemli?
Iduk Yer-Sub araştırmasında kullandığımız bütün bilgiler aynı tür kaynaktan gelmiyor. Erken yazıtlar, sonraki sözlük ve dil kayıtları, modern akademik çalışmalar ve daha geç etnografik veriler farklı sorulara cevap verir.
Erken yazılı kayıtlar, hangi kelimelerin belirli tarihî metinlerde gerçekten bulunduğunu görmemizi sağlar.
Sonraki dil kayıtları, sözcüklerin daha sonraki dönemlerde hangi anlam alanlarında kullanılabildiğini karşılaştırmamıza yardımcı olur.
Modern akademik çalışmalar, eski metinlerin dili, tarihi, din tarihi ve kültürel bağlamı üzerine farklı çözümlemeler sunar.
Daha geç etnografik ve halk inancı kayıtları ise sonraki topluluklarda görülen inanç ve uygulamaları anlamamıza yardım eder; fakat bunları VIII. yüzyılın doğrudan tanıklığı olarak kullanamayız.
Bir kaynak diğerlerinden “daha iyi” midir?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Eğer “VIII. yüzyıldaki bir yazıtta hangi ifade geçiyor?” diye soruyorsak erken yazılı kayıt merkezîdir. Eğer “Bu sözcük XI. yüzyılda nasıl açıklanıyordu?” diye soruyorsak daha sonraki sözlük kaydı gerekir. Eğer “Araştırmacılar bu ifadeyi neden farklı yorumluyor?” diye soruyorsak modern akademik literatürü karşılaştırmamız gerekir.
Dolayısıyla mesele kaynakları basitçe güçlüden zayıfa sıralamak değildir. Doğru kaynağı doğru soruya bağlamaktır.
Bu yöntem, özellikle Iduk Yer-Sub gibi hakkında modern dönemde çok sayıda kesin anlatı üretilmiş kavramlarda önem kazanır. Çünkü tarih araştırmasında bazen en değerli sonuç, neyi bildiğimizi söylemek kadar neyi henüz kesin olarak bilmediğimizi gösterebilmektir.
7. Neyi biliyoruz, neyi bilmiyoruz?
Buraya kadar incelediğimiz kaynaklar, Iduk Yer-Sub hakkında bazı noktaları sağlam biçimde söylememize izin verirken bazı soruları açık bırakıyor. Bu iki alanı birbirinden ayırmak, araştırmanın en önemli sonuçlarından biridir.
Kaynakların doğrudan desteklediği noktalar
- Iduk Yer-Sub ifadesi erken Türk yazılı kaynaklarında bulunur. Kül Tigin, Tonyukuk ve Bilge Kağan çevresindeki kayıtlar kavramın yazılı tanıklığını gösterir. [S1] [S2] [S3]
- Yer-Sub, yer/yurt/coğrafya çevresindeki anlamlarla ilişkilendirilebilen tarihî bir ifade alanına sahiptir. Tarihî Türkçe üzerine yapılan filolojik çalışmalar bu kullanım katmanını görünür kılar. [S5]
- Iduk niteliği kutsallık çevresindeki bir anlam alanına sahiptir. Hem erken kullanımlar hem de daha sonraki tarihî dil kayıtları bu alanı araştırmamıza imkân verir. [S1] [S4]
- Kavram farklı metinlerde farklı kavramlarla birlikte görülebilir. Tengri, Umay ve Kut ile aynı pasaj çevresinde bulunması bunun açık örnekleridir.
Kaynakların tek başına cevaplamadığı sorular
Buna karşılık erken yazılı kayıtlar bize Yer-Sub'un fiziksel görünümünü tarif eden ayrıntılı bir tasvir vermez. Dolayısıyla internette karşılaşılabilecek belirli bir insan, ruh, tanrı veya başka bir figürün “Yer-Su'nun tarihî görünümü” olduğu iddiasını bu yazıtlardan doğrulayamıyoruz.
Aynı şekilde elimizde Yer-Sub için bütün ayrıntıları belirlenmiş, değişmez ve eksiksiz bir panteon şeması bulunduğunu gösterecek yeterli erken veri yoktur. Kavramların birlikte geçmesi önemlidir; fakat bu durum tek başına aralarındaki bütün hiyerarşik ilişkileri açıklamaz.
Yer-Su'yla ilişkilendirilen ritüellerin biçimi, örgütlü bir yapının varlığı veya bütün Türk topluluklarında aynı uygulamaların görülüp görülmediği gibi sorular da yalnız Orhon Yazıtları üzerinden cevaplanamaz. Daha sonraki etnografik kayıtlar bu tartışmaya veri ekleyebilir; ancak tarihsel mesafe açıkça belirtilmelidir. [S8]
“Bilmiyoruz” demek neden önemli?
Tarihî ve mitolojik konularda boşlukları doldurmak oldukça kolaydır. Birkaç yüzyıl sonraki bir kayıt, modern bir sanatçı tasviri veya başka bir topluluğa ait uygulama erken Türk yazıtlarının yanına getirildiğinde, ortaya ilk bakışta çok bütünlüklü bir anlatı çıkabilir.
Fakat bütünlüklü görünmesi, tarihsel olarak kanıtlandığı anlamına gelmez.
Bu nedenle MitAtlas'ta belirsizlikleri saklamak yerine görünür kılıyoruz. Bir iddia doğrudan tarihî kayıtta bulunuyorsa bunu açıkça söylüyoruz; modern akademik bir yorumsa onu yorum olarak işaretliyoruz; elimizde yeterli veri yoksa da bunu kesin bir hikâyeye dönüştürmüyoruz.
Araştırma ilkesi: Kaynağın sustuğu yerde, modern anlatının sesi tarihî kaynağın sesiymiş gibi sunulmamalıdır.
Bu ayrım özellikle internet ortamında önem kazanıyor. Çünkü Yer-Su hakkında bugün kolayca karşılaşabileceğimiz bazı çok kesin ifadeler, erken kaynakların bize gerçekten söylediğinden daha ayrıntılı olabilir.
Bir sonraki bölümde bu nedenle modern anlatılar ile kaynak sınırı arasındaki farkı ele alacağız.
8. Modern anlatılar ve kaynak sınırı
Iduk Yer-Sub hakkında internette veya popüler mitoloji anlatılarında karşılaşabileceğimiz bilgiler, tarihî kaynakların söylediğinden çok daha ayrıntılı olabilir. Yer-Su'nun kesin bir görünümü olduğu, değişmez bir panteondaki yerinin bilindiği, bütün Türk topluluklarının aynı ritüelleri uyguladığı veya kavrama ait belirli bir tarihî sembol bulunduğu gibi iddialar buna örnektir.
Buradaki sorun popüler anlatının varlığı değildir. Sorun, modern yorum ile tarihî kaydın birbirinden ayrılmadan sunulmasıdır.
Bir iddiayı nasıl kontrol ediyoruz?
Önce iddianın hangi kaynağa dayandığını soruyoruz. Ardından bu kaynağın tarihini ve türünü belirliyoruz. Son olarak kaynakta gerçekten ne yazdığı ile daha sonraki araştırmacının bundan çıkardığı yorumu birbirinden ayırıyoruz.
Örneğin erken yazıtlarda Iduk Yer-Sub ifadesinin bulunması tarihî bir kayıttır. Buna karşılık Yer-Su'nun belirli bir fiziksel görünümünün bulunduğunu söylemek için ayrıca bunu destekleyen bir tarihî tanıklık gerekir.
Aynı yöntem ritüeller, semboller ve panteon şemaları için de geçerlidir. Daha geç bir etnografik kayıt değerli olabilir; fakat tarihsel mesafe belirtilmeden VIII. yüzyılın doğrudan tanıklığına dönüştürülemez. [S8]
MitAtlas ilkesi: Heyecan veren bir anlatıyı reddetmek için değil, tarihî kayıt ile modern yorumu doğru yerde göstermek için kaynak kontrolü yapıyoruz.
9. Iduk Yer-Sub nasıl okunmalı?
Iduk Yer-Sub örneği aslında yalnızca tek bir kavramı değil, eski Türk tarihi ve mitolojisi üzerine çalışırken kullanabileceğimiz daha genel bir araştırma yöntemini de gösteriyor.
Bu yöntemi dört temel adımda özetleyebiliriz:
1. Kaydı bul
Önce kavramın gerçekten geçtiği tarihî kaydı belirle. Hangi yazıt, hangi metin veya hangi sözlük? Bir ifadenin modern bir kitapta veya internet sayfasında bulunması, onun erken tarihî kaynakta aynı biçimde bulunduğunu tek başına göstermez.
2. Bağlamı oku
Kelimeyi cümleden koparma. Aynı pasajda hangi kavramlar bulunuyor? Metin ne anlatıyor? Örneğin Iduk Yer-Sub'un Tengri, Umay veya Kut ile aynı pasaj çevresinde bulunması önemli bir veridir; fakat bu verinin anlamı ancak bağlamla birlikte değerlendirilebilir.
3. Dönemi ayır
VIII. yüzyıl yazıtı, XI. yüzyıl sözlüğü, modern akademik çalışma ve daha geç etnografik kayıt aynı tarihsel katman değildir. Bunlar birbirini aydınlatabilir; fakat biri diğerinin yerine geçirilmemelidir.
4. Yorumu kanıttan ayır
Bir araştırmacının tarihî veriyi nasıl açıkladığı son derece değerlidir; fakat araştırmacının yorumu ile eski metnin doğrudan söylediği şey aynı kategori değildir. Bu ayrımı korumak, farklı akademik görüşleri daha adil biçimde karşılaştırmamızı sağlar.
Önce kaynak, sonra bağlam, en son yorum. Bu sıra yalnız Iduk Yer-Sub için değil; MitAtlas'ta incelediğimiz Tengri, Umay ve Kut gibi diğer tarihî kavramlar için de temel yöntemimizdir.
Bu yöntemi uyguladığımızda araştırmanın sonunda elimizde tek cümlelik kesin bir tanımdan daha değerli bir şey kalır: hangi bilginin nereden geldiğini görebildiğimiz bir kanıt haritası.
10. Araştırmanın sonunda ne kalıyor?
Iduk Yer-Sub üzerine yaptığımız bu araştırma bizi tek cümlelik, değişmez bir tanıma götürmüyor. Bunun yerine farklı dönemlerden ve farklı kaynak türlerinden gelen bilgilerin sınırlarını daha açık biçimde görmemizi sağlıyor.
Öncelikle şunu biliyoruz: Iduk Yer-Sub erken Türk yazılı kaynaklarında gerçekten karşımıza çıkan bir ifadedir. Kül Tigin, Tonyukuk ve Bilge Kağan yazıtları bu kullanımın önemli tanıklarıdır. [S1] [S2] [S3]
İkinci olarak, ıduk niteliğinin kutsallık çevresindeki anlam alanı önemlidir. Aynı sözcüğün ıduk Ötüken gibi coğrafi kullanımlarda ve daha sonraki tarihî dil kayıtlarında farklı bağlamlarla karşımıza çıkabilmesi, sözcüğü yalnız tek bir modern karşılığa kapatmamamız gerektiğini gösterir. [S1] [S4]
Üçüncü olarak, yer-sub / yer-suv birlikteliğinin yer, yeryüzü, yurt ve coğrafya çevresindeki kullanımları filolojik araştırmalarda önemli bir açıklama hattı oluşturur. [S5]
Buna karşılık bazı din tarihi ve mitoloji araştırmaları Yer-Su'yu kutsal veya koruyucu manevi güçler çerçevesinde yorumlar. [S6] [S7] Bu yorum hattı araştırma tarihinin önemli bir parçasıdır; fakat onu yazıtların verdiği doğrudan sözlük tanımı gibi sunmamak gerekir.
Kutsal coğrafya mı, koruyucu güçler mi?
Başlangıçta sorduğumuz soruya dönersek, kaynakların bizi zorladığı cevap “yalnızca biri” değildir.
Yer-Sub'un tarihî dil kullanımlarında coğrafya, yer ve yurt alanı güçlü biçimde görünür. Aynı zamanda ıduk niteliği ve daha sonraki akademik yorum geleneği, kutsallık ve koruyuculuk tartışmasını araştırmanın dışında bırakmamamızı gerektirir.
Fakat burada en önemli sonuç, bu katmanları birbirine karıştırmamaktır. Filolojik kullanım, erken yazılı kayıt, modern akademik yorum ve daha geç etnografik veri aynı tür kanıt değildir.
MitAtlas'ın vardığı temkinli sonuç
Iduk Yer-Sub'u, erken Türk dünyasında kutsallık ile yer, yurt ve coğrafya düşüncesinin kesiştiği tarihî bir ifade alanı olarak ele almak kaynakların önemli bir bölümünü birlikte okuyabilmemizi sağlar.
Ancak bu sonuç, Yer-Su'nun yalnızca fiziksel coğrafyadan ibaret olduğunu kanıtlamaz. Aynı şekilde kavramın bütün ayrıntıları bilinen sabit bir ruhlar veya tanrılar sistemi olduğunu da söylemez.
Bugün elimizde olmayan ayrıntıları — kesin görünüm, değişmez sembol, eksiksiz panteon hiyerarşisi veya bütün Türk topluluklarında aynı olduğu varsayılan ritüeller gibi — tarihî kaynakların üzerine eklemek yerine belirsizlik olarak bırakmak daha güvenlidir.
Sonuç: Kaynaklar bir çerçeve verir; boşlukları kesinlikle doldurmaz. Tarihî bir kavramı anlamanın yolu, o boşlukları hayalî kesinliklerle kapatmak değil, hangi bilginin hangi kaynaktan geldiğini görünür kılmaktır.
MitAtlas'ta bilgi ağı devam ediyor
Iduk Yer-Sub, tek başına duran bir konu değildir. Yazıtlardaki bağlamı bizi daha önce incelediğimiz Tengri, Umay ve Kut araştırmalarına geri götürür.
Bu kavramları ayrı ayrı okumak bize parçaları gösterir. Aynı tarihî metin dünyasında nasıl kesiştiklerini araştırmak ise Eski Türk düşüncesinin daha geniş bağlamını görmemize yardımcı olur.
MitAtlas'ta yöntemimiz değişmiyor: önce kaynak, sonra bağlam, en son yorum.
11. Kaynaklar ve erişim notu
Bu makalede tarihî kayıt, modern çeviri, filolojik değerlendirme ve daha sonraki yorumlar mümkün olduğunca birbirinden ayrılmıştır. Aşağıdaki kaynak numaraları metindeki [S1]–[S8] bağlantılarıyla eşleşir.
-
S1. Orhon Yazıtları — Kül Tigin Yazıtı ve Ötüken bağlamı.
Kül Tigin Yazıtı'ndaki ıduk yer-sub ve ıduk Ötüken kullanımlarının tarihî bağlamını incelemek için kullanıldı. Yazıtın özgün dilindeki kayıt ile modern Türkçe çeviriler birbirinden ayrı değerlendirildi. -
S2. Tonyukuk Yazıtı — Tengri, Umay ve Iduk Yer-Sub kaydı.
Tonyukuk Yazıtı'nın 38. satırı çevresindeki Tengri, Umay, ıduk yer-sub birlikteliğini kontrol etmek için kullanıldı. Pasajın devamındaki fiilin modern çevirilerinde görülebilen farklılıklar nedeniyle tek bir çeviri tartışmasız tarihî gerçek olarak kullanılmadı. -
S3. Bilge Kağan Yazıtı — Iduk Yer-Sub ve Kut bağlamı.
Bilge Kağan Yazıtı'nın doğu yüzündeki 35. satır çevresinde Tengri, Iduk Yer-Sub ve Kut kavramlarının aynı anlatı bağlamında bulunmasını değerlendirmek için kullanıldı. Birlikte kullanım, kavramlar arasında eksiksiz ve değişmez bir teolojik sistem bulunduğunun tek başına kanıtı olarak kabul edilmedi. -
S4. Dîvânu Lugâti't-Türk — ıduk sözcüğünün sonraki tarihî kullanımı.
Sözcüğün kutlu veya mübarek kabul edilen şeyler çevresindeki anlam alanı ile adanmış hayvana ilişkin özel kullanımını karşılaştırmak için kullanıldı. XI. yüzyıldaki bu sözlük verisi VIII. yüzyıl yazıtlarının otomatik sözlük karşılığı olarak değerlendirilmedi. -
S5. Emriye Sonkaya — Eski Türkçede “yer-su” adları ve kavram alanı (2024).
Köktürkçe, Eski Uygurca ve Karahanlı Türkçesi malzemesinde yér sub / yér suv birlikteliğinin kullanım alanlarını değerlendirmek için kullanıldı. Çalışmada yapının yeryüzü, dünya, vatan ve yurt çevresindeki anlamları filolojik olarak incelenir. Bu dil verisi, din tarihi yorumlarıyla aynı kanıt kategorisi olarak ele alınmadı.Marmara Üniversitesi Açık Erişim — Eski Türkçede “yer-su” adları ve kavram alanı
-
S6. Yer-Su'nun kutsal ve koruyucu güçler çerçevesindeki akademik yorumları.
Yer-Su'nun bazı araştırmacılar tarafından kutsal coğrafyayla ilişkili koruyucu veya manevi güçler çerçevesinde yorumlandığını göstermek için kullanıldı. Bu yaklaşım, yazıtların verdiği doğrudan bir sözlük tanımı olarak değil, modern akademik yorum hattı olarak sunuldu. -
S7. Abdülkadir İnan ve Türk din tarihi araştırmalarındaki Yer-Su yorum hattı.
Yer-Su'nun vatan/coğrafya ile kutsal veya koruyucu güçler arasındaki ilişki üzerinden yorumlandığı araştırma geleneğini değerlendirmek için kullanıldı. Bu yaklaşım tarihî metnin kendi ifadesiyle özdeşleştirilmedi; araştırmacı yorumu olarak ayrı tutuldu. -
S8. Daha geç dönem Yer-Su, tabiat ve halk inancı kayıtları.
Daha sonraki Türk topluluklarında Yer-Su, tabiat ve kutsal mekân çevresinde kaydedilmiş inanışların karşılaştırmalı araştırma açısından nasıl kullanılabileceğini değerlendirmek için başvuruldu. Bu tür veriler VIII. yüzyıl Orhon çevresinin doğrudan tanıklığı olarak kullanılmadı.TÜBİTAK ULAKBİM Aperta — Eski Türk Topluluklarında Yer-Su İnancının Destan ve Hikâyelere Yansımaları
DergiPark — Eski Türk Kitabelerindeki Yer-Sub Meselesi
Erişim ve yöntem notu: Daha geç etnografik ve folklorik kayıtlar farklı dönemlere, bölgelere ve topluluklara ait olabilir. Bu nedenle karşılaştırma amacıyla kullanılmış, erken yazıtların eksik bıraktığı ayrıntıları otomatik olarak doldurmak için kullanılmamıştır.
Genel tarihsel çerçeve
Orhon Yazıtları'nın tarihî konumu, Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarının tarihlendirilmesi ve Tonyukuk Yazıtı'nın aynı tarihî çevrede değerlendirilmesi için genel başvuru kaynağı olarak TDV İslâm Ansiklopedisi — Orhon Yazıtları maddesinden de yararlanılmıştır.
Kaynakları nasıl kullandık?
Bu makalede kaynaklar basit bir “doğru–yanlış” sıralamasına konulmadı. Her kaynağa cevap verebileceği soru açısından yaklaşıldı:
- Erken yazılı kayıtlar: Kavramın belirli tarihî metinlerde bulunup bulunmadığını görmek için.
- Sonraki sözlük ve dil kayıtları: Sözcüklerin daha sonraki kullanım alanlarını karşılaştırmak için.
- Modern akademik çalışmalar: Dil, tarih ve din tarihi açısından geliştirilen farklı açıklamaları karşılaştırmak için.
- Daha geç etnografik kayıtlar: Sonraki inanç ve uygulamaları araştırmak için; erken döneme otomatik olarak taşımadan.
Erişim notu: İnternet üzerindeki akademik bağlantılar zaman içinde değişebilir veya kurumlar tarafından yeniden düzenlenebilir. Bu nedenle kaynak adı, kurum ve araştırmada hangi amaçla kullanıldığı birlikte verilmiştir.
MitAtlas bağlantıları
Iduk Yer-Sub'un yazıtlardaki kavram çevresini daha geniş okumak için:
- Tengri: Gök, İnanç ve Eski Türk Dünyası
- Umay: Yazıtlardan Koruyucu Anne İnancına
- Kut: Eski Türk Dünyasında İktidar, Talih ve Kutsal Meşruiyet
MİTATLAS
Türk Mitolojisi ve Anadolu İnançları
Kaynağı doğru oku. Bağlamı koru. Yorumu kanıttan ayır.



