İçindekiler
- Erlik Kimdir?
- Erlik’in Yaratılıştan Düşüşe Uzanan Hikâyesi
- Erlik’in Kendi Dünyası
- Eezi: Dağın, Suyun ve Ormanın Sahipleri
- Erlik Gerçekten “Yeraltı Tanrısı” mı?
- Erlik ve Kamlık
- Erlik ve Dünyanın Sonu
- Erlik Anlatıları Ne Kadar Eski? Kaynaklar ve Misyoner Etkisi
- Tek Bir “Gerçek Erlik Efsanesi” Var mı?
- Sonuç: Erlik’i Nasıl Tanımlamalıyız?
- Bu Makalede Doğrudan Rusçadan Çevrilen ve Karşılaştırılan Başlıca Kaynaklar
- Diğer Erken ve Yardımcı Kaynaklar
- Kaynak Kullanımına Dair Son Not
Erlik, bugün Türk mitolojisi hakkında yazılan popüler içeriklerde çoğu zaman birkaç kelimeyle tanıtılır: yeraltının hükümdarı, ölümün efendisi, kötülüğün temsilcisi veya Ülgen’in karşısındaki karanlık güç.
Bu tanımlar bütünüyle temelsiz değildir. Fakat 19. yüzyılda Altaylardan kaydedilmiş anlatılar dikkatle okunduğunda, Erlik’in bundan çok daha karmaşık bir figür olduğu görülür.
Bazı anlatılarda Erlik başlangıçtan beri yeraltında yaşayan değişmez bir “şeytan” değildir. Önce Ülgen’in yakınında bulunan yaratılmış bir varlık olarak ortaya çıkar. Ardından onunla rekabete girer, insan yaratılışına müdahale eder, kendi dünyasını kurar, demircilik yoluyla hizmetkârlar meydana getirir, Mangdı-Şire ile savaşır ve sonunda aşağı dünyaya sürülür.
Üstelik hikâye burada bitmez. Erlik’le birlikte gökten düşen hizmetkârların suların, dağların, taşların, ormanların ve evlerin eezileri, yani “sahipleri” veya “sahip ruhları” hâline geldikleri anlatılır. Başka bir anlatı kamlamanın ilk öğreticisini Erlik olarak gösterir. Dünyanın sonunda ise Erlik yeniden yeryüzüne yükselir ve Ülgen’in güçleriyle son bir kozmik çatışmaya girer.
Bu nedenle Erlik’i yalnızca “Türk mitolojisinin şeytanı” diye tanımlamak, tarihî kaynakların önemli bir bölümünü görünmez kılar.
Fakat burada ikinci bir soru daha vardır: Hangi Erlik anlatısından söz ediyoruz?
Çünkü bugün elimizde bulunan 19. yüzyıl metinleri tek bir değişmez efsanenin bağımsız kopyaları değildir. Bazıları daha eski yazmalara dayanır, bazıları daha önce yayımlanmış metinleri yeniden kullanır, bazı bölümler editörler tarafından birleştirilir ve anlatıların içinde Hristiyan misyoner terminolojisiyle yerel Altay unsurları yan yana bulunur.
Bu makalede bu nedenle yalnız Erlik’in hikâyesini değil, Erlik hakkındaki hikâyelerin bize nasıl ulaştığını da inceleyeceğiz.
Erlik Kimdir?
Altay anlatılarındaki Erlik, Ülgen’in karşısındaki en önemli figürlerden biridir. Fakat bu karşıtlık bazı yaratılış varyantlarında daha ilk anda hazır değildir.
Verbitskiy’in yayımladığı anlatı kümesinde, insan henüz ortaya çıkmadan önce Ülgen denizin üzerinde yüzen bir toprak veya kil kütlesi görür. Bu maddeden akıllı bir varlık meydana gelir ve ona Erlik adı verilir.
Daha sonraki anlatıda Erlik, Ülgen’in yakınında bulunan bir figürdür. Burada kaynaklar arasında küçük fakat önemli bir fark vardır. 1886’da Landışev adına yayımlanan sürümde Erlik’in Ülgen’e “öz kardeşi gibi” yakın olduğu belirtilirken, 1893 tarihli Altayskie inorodtsy metninde doğrudan Ülgen’in “küçük kardeşi” olarak adlandırılır.
Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü Erlik burada başlangıçtan beri Ülgen’in ezelî düşmanı gibi görünmez. Önce onun yakınındadır. Daha sonra kendisini Ülgen’le kıyaslamaya, onun yarattıklarına benzer — hatta daha üstün — varlıklar yaratabileceğini düşünmeye başlar. Rekabet giderek açık karşıtlığa dönüşür.
Ülgen de Erlik’in yerine kendisine yeni bir bahadır yaratır: Mangdı-Şire. Erlik ile Mangdı-Şire arasındaki mücadele bundan sonra anlatının ana eksenlerinden biri hâline gelir.
Kaynak notu: Erlik’in canlandırılması ve Ülgen’le başlangıçtaki ilişkisi 1886 ve 1893 sürümlerinde tamamen aynı değildir. 1886 metninde kulağa üflenerek canlandırılma ayrıntısı bulunurken, 1893’te bu ayrıntı kaldırılmıştır.
Erlik’in Yaratılıştan Düşüşe Uzanan Hikâyesi
Erlik Başlangıçtan Beri “Kötü” müydü?
Modern anlatımlarda Erlik çoğu zaman doğrudan “kötülük tanrısı” olarak tanıtılır. Fakat bazı tarihî Altay varyantları daha farklı bir yapı gösterir.
Erlik’in karanlık konumu başlangıçta verilmiş değişmez bir özellik değil, anlatı içinde gelişen bir çatışmanın sonucudur. Önce Ülgen’in yakınındadır. Sonra kendi yaratıcı gücünü ortaya koymaya çalışır. Ülgen’le eşitlenme isteği rekabete dönüşür; rekabet ise sonunda iki ayrı kozmik düzen arasındaki çatışmaya evrilir.
Bazı 19. yüzyıl Altay anlatı varyantlarında Erlik, başlangıçtan beri değişmez bir kötülük ilkesi olarak değil, Ülgen’le başlangıçta yakın ilişkide bulunan ve zamanla onun karşısına geçen bir figür olarak tasvir edilir.
Maidere, Kadının Yaratılması ve Erlik’in Müdahalesi
Erlik’in insan dünyasıyla ilişkisi yaratılış anlatılarında daha da belirginleşir. İnsan bedeninin kil ve kamıştan oluşturulması, Maidere, kadının yaratılması ve köpeğin nöbetçi bırakılması gibi motifler bu bölümde birbirine bağlanır.
Maidere’nin yokluğunda Erlik henüz tamamlanmamış kadına yaklaşır ve onun canlandırılmasına müdahale eder. Köpek de bu anlatıda önemli bir role sahiptir. Erlik’in köpeğe sıcak bir kürk, ayaklarını koruyacak bir örtü ve yiyecek vaat ettiği; köpeğin daha sonra sahip olduğu tüylerin, pençelerin ve artıklarla beslenme alışkanlığının bu olayla açıklandığı anlatılır.
Bundan sonra başka bir kadın yaratılışı gelir. Bu kez Ülgen’in Targın-Nama’nın kaburgalarından aldığı parçalarla yeni bir kadın meydana getirdiği söylenir.
Burada Hristiyan yaratılış anlatılarıyla paralellik son derece belirgindir: kaburgadan kadın yaratılması, kandırılma, ihlâl ve daha sonraki sürgün. Fakat metin bütünüyle Tekvin anlatısının basit bir kopyası değildir. Erlik, Maidere, Mangdı-Şire, köpeğin farklı rolü ve yerel kozmolojik unsurlar Hristiyan anlatı şemasına doğrudan indirgenemez.
Erlik’in Sürgünü
Ülgen’le çatışmanın sonucunda Erlik karanlık bir bölgeye sürülür. Bazı varyantlarda burası güneşin ve ayın ışığının ulaşmadığı, iki deniz arasında bulunan bir ülkedir.
Ancak sürgün Erlik’in insanlarla ilişkisini sona erdirmez. Yeniden insanların yaşadığı dünyaya çıkar. İnsanların ruhları üzerinde hak iddia etmeye çalışır. Meyveler, kandırılma ve ihlâl üzerinden insanların hayatına yeniden müdahale eder.
Bu bölümde de Hristiyan “düşüş” anlatılarıyla belirgin benzerlikler vardır. Fakat olay örgüsündeki bütün unsurlar Hristiyan şemasına birebir uymaz.
Erlik’in Kendi Dünyası
Erlik’in sürgünden sonraki hikâyesi, onun yalnızca cezalandırılmış ve pasif bir figür olmadığını gösterir. Anlatıya göre Erlik kendi bölgesinde kendisine ait bir gök ve yeryüzü kurar.
Bu önemli bir ayrıntıdır. Erlik yalnız Ülgen’in dünyasına zarar veren bir güç değildir; kendi kozmik alanını oluşturmaya çalışan alternatif bir düzen sahibidir.
Erlik ve Demircilik
Kurulan dünyanın hizmetkârları çoğalamayınca Erlik kendisine çekiç, örs, körük, maşa ve başka demircilik araçları yapar. Demiri kızdırır ve dövmeye başlar. Anlatıya göre çekici her vurduğunda bir kürümes ortaya çıkar. Böylece Erlik kendisine hizmet edecek çok sayıda varlık meydana getirir.
Bu sahne Erlik’in işlevini önemli ölçüde genişletir. Burada o yalnızca ölüm ve yeraltıyla bağlantılı değildir: üreten, biçimlendiren ve kendi düzenini kuran bir figürdür.
Ancak bundan “Erlik Türk mitolojisinin demirci tanrısıdır” şeklinde bütün Türk kültürüne uygulanabilecek bir sonuç çıkarılamaz. Bu motif belirli Altay anlatı varyantlarının özelliğidir.
Erlik ve Mangdı-Şire’nin Kozmik Savaşı
Ülgen’in bahadırı Mangdı-Şire, Erlik’in kurduğu dünyaya gider. Erlik’in bazı varlıklar meydana getirdiğini görür ve buna engel olmaya çalışır. Bunun üzerine Erlik iki güçlü hizmetkârını onun karşısına çıkarır: Kerey-Han ve Karaş.
İlk savaşta Mangdı-Şire başarılı olamaz ve Ülgen’in yanına döner. Ülgen onu bu kez kendi buyruğu ve gücüyle yeniden gönderir. İkinci savaşta Mangdı-Şire önce Kerey-Han’ı, ardından Karaş’ı düşürür. Sonunda Erlik kendisi karşısına çıkar.
Mangdı-Şire Erlik’i sağ omzundan vurur; silahın bedenini delerek sol kalçasından çıktığı anlatılır. Erlik aşağıya fırlatılır ve kurmuş olduğu düzen yıkılır.
Eezi: Dağın, Suyun ve Ormanın Sahipleri
Erlik’in hizmetkârları onun ardından gökten “dolu ve yağmur gibi” dökülür. Her biri başka bir yere düşer.
- Suya düşen suyun sahibi olur.
- Taşa düşen taşın sahibi olur.
- Dağa düşen dağın sahibi olur.
- Ormana düşen ormanın sahibi olur.
- Eve düşen evin sahibi olur.
- Hayvanların üzerine düşen onların sahibi olur.
“Kim nereye düştüyse oranın sahibi oldu.”
Burada karşımıza çıkan temel kavram eezidir. Rusça metin bunu çoğu yerde хозяин, yani “sahip” veya “efendi” sözcüğüyle açıklar. Bu nedenle eeziyi yalnızca “ruh” diye çevirmek kavramı eksiltir.
Bu makalede eezi, “belirli bir yerin, doğa unsurunun veya varlık alanının sahibi / sahip ruhu” anlamında kullanılmaktadır.
- su-eezi — suyun sahibi
- tuu-eezi — dağın sahibi
- agaş-eezi — ormanın veya ağacın sahibi
- üy-eezi — evin sahibi
Bu anlatı Erlik’in yenilgisini aynı zamanda dünyadaki çeşitli sahip varlıkların köken anlatısına dönüştürür.
Erlik Gerçekten “Yeraltı Tanrısı” mı?
“Yeraltı tanrısı” ifadesi bütünüyle yanlış değildir. Erlik tarihî Altay kaynaklarında aşağı dünya, ölüm, hastalık, ceza ve zararlı varlıklarla güçlü biçimde ilişkilendirilir. Sorun bu ifadenin Erlik’in tek tanımı olarak kullanılmasıdır.
Erlik, bazı Altay anlatı geleneklerinde Ülgen’in karşısında konumlanan; aşağı dünya, ölüm ve zararlı güçlerle ilişkili olmakla birlikte yaratma, dönüştürme, kamlık ve kozmik düzenin oluşumu gibi alanlarda da etkin rol oynayan karmaşık bir karşı-figürdür.
Erlik ve Kamlık
Kamlığın İlk Öğreticisi Erlik mi?
Erlik anlatısının en dikkat çekici bölümlerinden biri kamlığın kökenini açıklar. Balyksa hastalanır ve Tyangara adlı bir kişiyi çağırır. Anlatıya göre ikisine de ne yapacaklarını Erlik öğretir: Balyksa’ya bir kam çağırmayı, Tyangara’ya ise kamlamayı.
Ülgen bunu öğrendiğinde Balyksa’nın Erlik’in hizmetkârı olacağını bildirir. Tyangara ise Ülgen’e, Erlik’e kurban sunduğu gibi ona da kurban sunabileceğini söyler. Bunun üzerine Ülgen ona “Kam” adını verir.
Kamlamanın teknik bilgisini Erlik öğretir; fakat “Kam” adını Ülgen verir.
Bu bölümün kaynak tarihi de önemlidir. Landışev adına 1886’da yayımlanan metnin kendi dipnotu, şamanlığın kökenini anlatan bölümün Verbitskiy’in 1870 tarihli Altaytsy kitabının 123–125. sayfalarından alındığını açıkça belirtir. Bu nedenle 1870 ve 1886 metinlerini burada iki bağımsız etnografik tanık gibi saymak doğru değildir.
Erlik ve Dünyanın Sonu
Erlik’in anlatıdaki rolü yeraltına sürülmesiyle bitmez. Dünyanın sonunu anlatan varyantlarda çağ ilerledikçe insanların günahlarının ve kötülüğün arttığı söylenir. Ülgen insanlardan giderek uzaklaşır; Erlik ise aşağı dünyadan yukarı doğru yaklaşır.
Karaş yeryüzüne çıkar. Kerey ve Mangdı-Şire gibi figürler son çatışmanın içinde yer alır. Daha sonra Maidere gelir ve insanları Ülgen’e bağlı kalmaları konusunda uyarır. Erlik sonunda Maidere’yi öldürür.
Maidere’nin kanından ateş yükselir ve dünya yanmaya başlar. Ülgen gökten iner ve ölülere kalkmalarını emreder. Ölüler bedenleriyle yeniden dirilir. Eski dünyanın kirlenmiş üst tabakası ateşle yok edilir. Ülgen temiz tabakadan yeni bir dünya meydana getirir. Erlik ve ona bağlı güçler ise nihai olarak aşağıya sürülür.
Erlik’in geçici yükselişi → kozmik çatışma → yenilgi → dünyanın yenilenmesi
Erlik Anlatıları Ne Kadar Eski? Kaynaklar ve Misyoner Etkisi
Hristiyanlık Etkisi Var mı?
Bu anlatılardaki Hristiyan paralelliklerini görmezden gelmek mümkün değildir: kadının kaburgadan yaratılması, ilk insanların kandırılması, yasak ve sürgün, dillerin ayrılması, dünyanın ateşle yok olması, ölülerin dirilmesi, nihai ceza ve yenilenmiş dünya gibi unsurlar özellikle dikkat çeker.
Fakat iki uç yorum da sorunludur. Metinleri hiçbir dış etki yaşamamış “saf eski Türk inançları” olarak kabul etmek de, bütün anlatıyı Ortodoks misyonerlerin sonradan uydurduğu bir metin saymak da kaynakların izin verdiğinden daha güçlü sonuçlardır.
Daha dikkatli ifade şudur: 19. yüzyıl kayıtlarında Hristiyan yaratılış ve eskatoloji gelenekleriyle güçlü paralellikler görülür; ancak mevcut kaynaklar, hangi unsurun ne ölçüde yerel gelenekten, daha eski kültürel temaslardan veya misyoner aktarımından geldiğini her durumda kesin olarak ayırmaya izin vermez.
Anlatıların Arkasında Kimler Vardı?
1886’da Stefan Landışev adına yayımlanan Kosmologiya i feogoniya altaytsev-yazychnikov adlı çalışmanın A. Golubev imzalı önsözü, anlatıların aktarım sürecine dair önemli bilgiler verir.
Önsöze göre temel metin Landışev’in 1850’lerin başında hazırladığı müsveddeye dayanıyordu. Başlıca bilgi sağlayıcılardan biri Mihail Çevalkov idi. Golubev, Çevalkov’un vaftiz edilmeden önce kamların yanında ayinlerde şarkıcı ve yardımcı olarak bulunduğunu aktarır. Başka anlatılar için Efim Kortı adı geçer. Kopyada Makariy tarafından dilbilgisel ve çeviri düzeltmeleri yapıldığı da belirtilir.
Dolayısıyla elimizde tek bir anlatıcının ağzından çıktığı gibi korunmuş bir “orijinal Erlik kitabı” yoktur. Yerel anlatıcılar, kamlık tecrübesi olan kişiler, misyonerler, çevirmenler ve editörler aynı aktarım zincirinin farklı noktalarında yer almıştır.
1865: İhmal Edilmemesi Gereken Ara Tanık
1886 önsözü aynı anlatı kümesinin daha önce 1865 tarihli anonim Altayskaya tserkovnaya missiya adlı eserin 24–36. sayfalarında daha serbest ve kısa biçimde yayımlandığını belirtir.
Bu bölümde yaratılış, Erlik, insanın ihlali, tufan, kamlığın kökeni, diller ve dünyanın sonu gibi pek çok motif daha sonraki ayrıntılı metinlerden önce zaten bulunmaktadır.
1886 Neden Bağımsız İkinci Bir Tanık Değil?
Aynı pasajın 1870, 1886 ve 1893 eserlerinde bulunması, ilk bakışta üç ayrı tanığın aynı anlatıyı doğruladığı izlenimi yaratabilir. Fakat 1886 yayınının kendi dipnotları bunun her zaman doğru olmadığını gösterir.
Bir dipnot, Mangdı-Şire savaşı çevresindeki belirli bir noktadan Tyurun-Muzıkay anlatısının sonuna kadar olan kısmı Verbitskiy’in 1870 tarihli Altaytsy kitabının s.118–121’ine bağlar.
Şamanlığın kökeni bölümündeki başka bir dipnot ise çok daha açıktır:
“Bu bölüm, Altaytsy adlı eserin 123–125. sayfalarından alınmıştır.”
1893: Aynı Anlatı Ama Aynı Metin Değil
1893 tarihli Altayskie inorodtsy eski malzemeyi tekrar bir araya getirir, ancak daha eski metinlerin kelimesi kelimesine kopyası değildir.
1886 metninde Erlik’in kulağına üflenerek canlandırıldığı anlatılırken, 1893 sürümünde bu ayrıntı çıkarılmıştır. 1886’da Erlik Ülgen’e “öz kardeşi gibi” yakın bir varlık olarak ifade edilirken, 1893 metni doğrudan “küçük kardeşi” der.
Buna karşılık Erlik’in hizmetkârlarının gökten “dolu ve yağmur gibi” düşmesi ve düştükleri yerlerin sahipleri hâline gelmesi anlatısı son derece yakın biçimde korunmuştur. İlk kam anlatısındaki “Erlik birine kam çağırmayı, diğerine kamlamayı öğretti” çekirdeği de büyük ölçüde aynıdır.
Eskatoloji bölümünde ise değişiklikler daha büyüktür. Bazı eyleyenlerin rolleri değiştirilir, bazı ayrıntılar eklenir ve teolojik terimler yeniden düzenlenir. Örneğin 1886 sürümündeki “bedensiz şeytanlar” ifadesinin 1893’te “bedensiz kötü ruhlar” biçiminde değiştirilmesi dikkat çekicidir.
Tek Bir “Gerçek Erlik Efsanesi” Var mı?
Elimizdeki kaynaklara göre tek bir donmuş metinden söz etmek doğru görünmez. Daha çok zaman içinde aktarılan bir anlatı ailesi vardır.
Bazı çekirdek unsurlar tekrar tekrar karşımıza çıkar:
- Erlik’in Ülgen’le karşıtlığı
- Kendi dünyasını kurması
- Mangdı-Şire ile çatışması
- Hizmetkârlarının düşmesi
- Eezi / sahip varlıkların ortaya çıkışı
- Kamlıkla ilişkisi
- Çağın sonunda yeniden yükselmesi
Buna karşılık Erlik’in nasıl canlandırıldığı, Ülgen’le ilişkisinin nasıl tarif edildiği, bazı savaşlarda kimin hangi rolü üstlendiği, Hristiyan terminolojisinin yoğunluğu ve bölüm düzeni kaynaklar arasında değişir.
MitAtlas’ın amacı bu farkları silerek yapay bir “tek Erlik efsanesi” üretmek değildir. Ortak çekirdeği göstermek ve kaynakların ayrıştığı noktaları görünür bırakmaktır.
Sonuç: Erlik’i Nasıl Tanımlamalıyız?
Erlik’i yalnızca “yeraltı tanrısı”, “ölüm tanrısı” veya “kötülük tanrısı” diye tanımlamak, tarihî Altay kaynaklarının sunduğu tabloyu fazla daraltır.
İncelediğimiz anlatı varyantlarında Erlik, Ülgen’in yakınında başlayan fakat zamanla onun karşısına geçen bir figürdür. İnsan dünyasına müdahale eder; kendisine ait bir kozmik alan kurar; demircilikle hizmetkârlar meydana getirir; Mangdı-Şire ile savaşır; onunla birlikte düşen varlıklar doğanın ve yerleşimin farklı alanlarının eezilerine dönüşür; kamlamanın ilk öğreticisi olarak gösterilir ve dünyanın sonunda yeniden yeryüzüne yükselir.
Bunların hiçbiri Erlik’in karanlık yönünü ortadan kaldırmaz. Ölüm, hastalık, cezalandırma, zararlı varlıklar ve aşağı dünya onun anlatılarında güçlü biçimde varlığını sürdürür. Fakat Erlik yalnız bunlardan ibaret değildir.
Erlik, bazı Altay anlatı geleneklerinde Ülgen’in karşısında konumlanan; aşağı dünya ve ölümle ilişkili olmakla birlikte yaratma, dönüştürme, kamlık ve kozmik düzenin oluşumunda da etkin rol oynayan çok katmanlı bir karşı-figürdür.
Erlik’i anlamak yalnız onun hakkında anlatılan efsaneleri okumayı değil, bu efsanelerin hangi insanlar, diller, çeviriler ve yayınlar üzerinden bize ulaştığını da izlemeyi gerektirir.
Bu Makalede Doğrudan Rusçadan Çevrilen ve Karşılaştırılan Başlıca Kaynaklar
V. İ. Verbitskiy. “О происхождении Эрлика, Мангды-шире и других разумных существ.” Томские губернские ведомости, 1859, №14, s.115–118.
V. İ. Verbitskiy. “Кончина века по преданиям алтайских инородцев.” Томские губернские ведомости, 1860, №30, 29 Temmuz, gayriresmî bölüm, s.218–222.
V. İ. Verbitskiy. Алтайцы. Tomsk: Gubernskaya tipografiya, 1870, [2], 224 s.
Rusya Devlet Kütüphanesi katalog kaydı
S. V. Landışev. Космология и феогония алтайцев-язычников. [Kazan: Üniversite Matbaası], 1886, 31 s.
Tomsk Elektronik Kütüphanesi — 1886 ayrı baskı
V. İ. Verbitskiy. Алтайские инородцы: сборник этнографических статей и исследований... A. A. İvanovskiy editörlüğünde. Moskova: A. A. Levenson, 1893, XIV + 221 + [5] s.
Tomsk Elektronik Kütüphanesi — 1893 özgün baskı
Diğer Erken ve Yardımcı Kaynaklar
V. Verbitskiy. “Заметки кочевого алтайца.” Вестник Императорского Русского географического общества, 1858, c.24, bölüm II, s.77–109.
Rus Coğrafya Cemiyeti dijital nüshası
Алтайская церковная миссия. St. Petersburg, 1865. İlgili bölüm: s.24–36.
Томские губернские ведомости, 1869–1870. Verbitskiy’in 1870 Altaytsy kitabındaki birçok bölümün daha erken gazete tefrikalarını içerir. Bu makale açısından özellikle 1869 №47 s.8–9, №49 s.6–7, №50 s.6–7, №51 s.4–5 ve 1870 №3 s.8 önemlidir.
N. A. Nepomnyaşçih. “Рассказ А. И. Макаровой-Мирской ‘Камланье’: историко-литературный комментарий.” Сибирский филологический журнал, 2024, №1, s.123–132. DOI: 10.17223/18137083/86/9.
Kaynak Kullanımına Dair Son Not
Bu makalede daha geç bir metinde tekrar görülen bir pasaj otomatik olarak bağımsız ikinci bir tanık sayılmamıştır.
Rusça misyoner metinlerindeki “şeytan”, “cehennem”, “kötü ruh” gibi terimler de doğrudan eski Altay terminolojisi olarak kabul edilmemiştir.
Kaynaklar mümkün olduğunca en erken erişilebilir tanık, özgün basılı sayfa, aktarım zinciri, anlatıcı, çeviri ve editoryal müdahale birlikte değerlendirilerek kullanılmıştır.
Amaç “saf ve değişmemiş tek bir Erlik efsanesi” kurmak değil; Erlik anlatılarının tarihî çekirdeğini, varyantlarını ve bize ulaşma biçimini birlikte göstermek olmuştur.


