MitAtlas · Türk Mitolojisi

Alkarısı Nedir? Anadolu ve Kırgız Anlatılarında Albastı

Alkarısı, Albastı ve Albarstı adlarını Anadolu ve Kırgız anlatılarıyla karşılaştırın; derleme tarihlerini, kaynakları ve yorum sınırlarını ayırın.

1 Kasım 20269 dk okumaKaynaklı araştırma
Lamba ışığının aydınlattığı ahşap eşiğin dışında, kırmızı kumaşı seçilen anonim bir kadın silueti.

Kısa cevap

Alkarısı, Anadolu halk inanışlarında özellikle lohusalık çevresinde anlatılan, farklı yerlerde Albastı gibi adlarla anılan olağanüstü bir varlıktır. Bir halkbilimi çalışmasında yer alması, varlığının doğrulandığı anlamına gelmez. Anlatının nerede, ne zaman ve nasıl kaydedildiği, tanımın ayrılmaz parçasıdır. Yerel adlar ve anlatı çeşitleri bu karşılaştırmada birlikte değerlendirilir.

Bir kapının önünde beliren kadın, gece duyulan ağırlık ya da ahır çevresindeki bir söylenti: Birbirine benzetilen sahneleri tek bir canavarın kesin özellikleri gibi sıralamak kolaydır. Daha açıklayıcı yol, her ayrıntının hangi anlatıya ait olduğunu sormaktır. Bu yazı Anadolu ve Kuzey Kırgızistan örneklerini bu soruyla yan yana getiriyor; inanç, derleme kaydı ve araştırmacı yorumunu ayrı tutuyor.

Alkarısı, Albastı ve Albarstı aynı ad mı?

Ayrı eşiklerde kırmızı, sarı ve koyu giysilerle farklı duruşlarda betimlenen üç anonim kadın figürü.
Benzer adlar, değişmeyen tek bir tasvir demek değildir. Renkler belirli adlarla eşleştirilmez; sahne Şimşek’in kaydettiği çeşitliliği yorumlar.

Esma Şimşek’in çalışması Alkarısı ve Albastı yanında çok sayıda yerel ad kaydeder; tasvirler arasında renk ve biçim farklılıkları da vardır. Buradaki ad çeşitliliği bir sözlük karşılaştırmasına başlangıç sağlar, bütün anlatıları tek bir değişmez karaktere dönüştürmez. [1, s. 99–100]

Bir adın benzer oluşu, o adla anlatılan her olayın aynı olduğunu göstermez. Önce varlığa verilen adı, sonra ona yüklenen davranışı karşılaştırmak gerekir. “Kimden korkulur?”, “Nerede görünür?” ve “Anlatıyı kim aktarmıştır?” soruları, ses benzerliğinden daha ayrıntılı bir çerçeve kurar. Bu yüzden burada Albastı kelimesini gördüğümüz her yerde bütün Alkarısı özelliklerini varsaymayacağız.

Hallaç ve Yıldırım, Bastırık üzerine araştırmalarında “basmak” fiili çevresindeki ad ve işlev ilişkilerini inceler. Baskı ve ezilme motifi, onların karşılaştırmasının merkezindedir. Bu, çalışmanın dilsel ve tipolojik yaklaşımıdır; bütün adların her yerde tam eşanlamlı olduğunu ileri süren bir sözlük hükmü değildir. [5, s. 65–67]

Okurken yararlı ayrım şu: Bir kavram başlığı altında birlikte araştırılabilen anlatılar, ayrıntıları bakımından özdeş olmak zorunda değildir. Haritada iki yere aynı rengi vermek, oralardaki insanların aynı hikâyeyi aynı biçimde anlattığını kanıtlamaz. Adlandırmayı, yer bilgisini ve olay örgüsünü ayrı sütunlara yazmak bu nedenle önem taşır. Böylece benzerliği görürken farkı kaybetmeyiz.

Anadolu anlatıları hangi kaynaklardan geliyor?

Bir ev eşiğinde yaşlı bir anlatıcıyı dinleyip not alan yetişkin bir derlemeci.
Sözlü anlatıdan yazılı kayda geçişi yorumlayan sahne; Şimşek ve Ağrı çalışmasındaki belirli bir görüşmenin veya kaynak kişinin tasviri değildir.

Şimşek’in 2017 makalesi, ilk sayfadaki nota göre 21–23 Kasım 1990’da Adana’da sunulmuş bir bildirinin genişletilmiş biçimidir. Dolayısıyla 2017, bütün anlatıların ortaya çıktığı veya aynı anda derlendiği yıl değildir. [1, s. 99, not 1]

Yayın tarihiyle anlatının geçmişini birbirinden ayırmak küçük bir künye ayrıntısı sayılmamalıdır. Bir hikâye eski olduğunu söyleyebilir; eldeki kayıt daha yakın bir tarihe ait olabilir. Kaydın tarihi, araştırmacının metne erişebildiği bir dayanak verir. Hikâyenin ilk ne zaman anlatıldığını ise tek başına belirlemez. Bu iki tarihi birleştirirsek yakın bir yayından binlerce yıllık kesintisiz bir gelenek sonucu çıkarmış oluruz.

Arslan, Çelikkaya ve Taşbaşı’nın Ağrı odaklı çalışması, doğum çevresindeki inanışların yanında atlarla ilişkili anlatıları da konu edinir. Yazarlar bunları Ağrı ve çevresi bağlamında değerlendirir. Bu yerel odak, Anadolu hakkında konuşurken coğrafi ölçeği belirtmenin neden gerekli olduğunu gösterir. [3, s. 201–203]

Çukurova ile Ağrı’yı yan yana getirmek, iki yeri birbirinin kopyası saymak değildir. Karşılaştırmanın işi hangi unsurun tekrarlandığını, hangisinin farklı bir bağlamda anlatıldığını göstermektir. Bir metindeki yer adını çıkarıp yalnızca “Türk mitolojisinde” diye başlamak bu ayrımı zayıflatır. Okur, örneğin nereden geldiğini bildiğinde yeni bir anlatıyla karşılaştığı zaman benzerlikleri daha dikkatli değerlendirebilir.

Narın ve Isık-Köl derlemesi ne söylüyor?

Bir sırtla ayrılmış akarsu vadisi ve yüksek dağ gölü çevresinde küçük anlatıcı–dinleyici grupları.
Narın ve Isık-Köl örnekleri ayrı yerel bağlamlarıyla okunur. Bu resim kesin harita, gerçek saha görünümü veya bütün Kırgız anlatılarının temsili değildir.

Moldosultanova Avcı ve Borubayeva’nın 2019 araştırması Narın ve Isık-Köl bölgelerine odaklanır. Öz, saha çalışmasını 2018 yazıyla ilişkilendirirken metindeki derleme dipnotları kış 2018 kayıtları da içerir. Bu tarih farkını korumak gerekir. [2, s. 1802 ve 1811–1812]

Çalışmanın yerel anlatılar bölümünde hem kadın hem erkek kaynak kişilere başvurulduğu belirtilir. Yazarlar, kendi derlemelerinde lohusayı ölüme götüren Kara Albarstı anlatısına rastlamadıklarını; uyku sırasında rahatsız etme anlatılarının öne çıktığını bildirir. Bu sonuç, araştırmanın kendi kapsamıyla sınırlıdır. [2, s. 1810–1812]

Narın örneklerinde insan ve hayvan özelliklerini bir araya getiren tasvirler de aktarılır. Böylece yerel bölüm, yalnız tek biçimli bir kadın portresinden oluşmaz. [2, s. 1810]

Bir derlemede belirli bir örneğin bulunmaması, o örneğin başka yerde hiç anlatılmadığını göstermez. Araştırmacının karşılaştığı malzeme ile bütün bir toplumun anlatı repertuvarı farklı büyüklüklerdir. Burada doğru soru “Kırgızlar neye inanır?” gibi çok geniş bir soru yerine, “Bu araştırmanın ulaştığı anlatılarda hangi özellikler kaydedilmiş?” sorusudur. Bu değişiklik hem sonucu daha doğru aktarır hem de yerel çeşitliliğe alan bırakır.

Öz ve dipnot arasındaki tarih farkı için de aynı dikkat gerekir. Yaz ifadesini sessizce kışa çevirmek veya kış kayıtlarını yok saymak yerine iki bilgiyi birlikte gösterebiliriz. Yeni bir açıklama olmadan yazarların çalışma takvimini yeniden kuramayız. Yapabileceğimiz şey, okurun sonucu hangi belgeye dayanarak okuduğunu açık tutmaktır. Bir tarih belirsizliğini belirtmek, bütün araştırmayı değersizleştirmek anlamına gelmez.

Görünüş, mekân ve davranış neden değişiyor?

Sabah ışığında ahır eşiğinde duran sağlıklı bir at; yelesindeki örgülü tutamlar belirgin.
Ağrı çalışmasında aktarılan örülü yele inancına gönderme. Resim bir anlatı motifini gösterir; yelenin durumunun doğaüstü bir nedeni olduğunu kanıtlamaz.

Bir anlatı varlığını tanımak için tek bir portre aradığımızda, değişken ayrıntılar sorun gibi görünebilir. Oysa karşılaştırma tam bu ayrıntılarda başlar. Bir tasvirin ötekine benzememesi, kaydın yanlış olduğunu hemen göstermez. Önce farklı kişinin, yerin veya anlatı bağlamının söz konusu olup olmadığını kontrol etmek gerekir. Böyle bir okuma, bütün farklılıkları bir köken hikâyesiyle açıklamaktan daha sınırlı ama daha denetlenebilir bir sonuç verir.

Şimşek’in özetinde giysinin kırmızı yanında sarı veya kara da olabildiği belirtilir. Renklerden birini bütün varyantların zorunlu işareti saymak bu çeşitliliği siler. [1, s. 99]

Ağrı makalesinin girişinde, gece atlara binilmesi ve sabah yelelerin örülü bulunmasının Alkarısı’yla ilişkilendirildiği inancı aktarılır. Bu ayrıntı hayvan çevresindeki bir anlatı motifidir; atlarda görülen bir durumun nedenini kanıtlayan gözlem raporu olarak sunulmamalıdır. [3, s. 203]

Karşılaştırmayı daraltan üç kaynak sorusu
Kaynakİzlenen unsurOkuma sınırı
Şimşek, 2017Yerel adlar ve farklı tasvirlerTek bir zorunlu görünüş çıkarılmaz. [1]
Narın–Isık-Köl, 2019Yerel derleme ve aktarılan olaylarBölgesel örnekler bütün topluma genellenmez. [2]
Bastırık araştırması, 2024Ad ve işlev karşılaştırmasıBenzer motif, tek başına aktarım tarihini vermez. [5]

Ağrı çalışmasının özünde inançların korunması, bölgenin kültürel devamlılığı üzerinden açıklanır. Bu açıklama yazarların yorumudur. Aynı görünüşün veya davranışın yüzyıllar boyunca hiç değişmeden kaldığını ölçen bağımsız bir kronolojik dizi olarak kullanılamaz. [3, s. 201]

Bir çizimde kullanılacak kırmızı kumaş, uzun gölge veya eşik de bu nedenle bütün geleneğin kimlik kartı olamaz. Görsel bir ayrıntı seçer; karşılaştırmalı metin ise başka ayrıntıların da var olduğunu hatırlatmalıdır. Buradaki amaç kesin bir kostüm ya da yaratığın değişmez anatomisini kurmak değildir. Bir anlatının atmosferini yorumlayan resim ile tarihî kayıttan kanıt sunan görsel aynı işlevi taşımaz.

Doğum, uyku ve korunma anlatıları nasıl okunmalı?

Gece ışığı alan bir odada dinlenen yetişkin anne, yanında yaşlı bir kadın ve önlerinde sade bir beşik.
Doğum ve gece anlatılarının insani bağlamı: yakınlık, dinlenme ve eşlik. Belirli bir olayın rekonstrüksiyonu veya uygulanacak bir korunma ritüeli değildir.

Zekiye Tunç’un 2023 çalışması doğum ve lohusalık çevresindeki Alkarısı inanışlarını ve korunma uygulamalarını ele alır. Metnin bu uygulamaları kaydetmesi, onların etkili bir tedavi olduğunun gösterilmesi değildir. Burada uygulamaların yapılış tarifini aktarmak yerine, hangi korku ve korunma düşüncesi içinde anıldıklarını ayırıyoruz. [4, öz; s. 3203]

“Böyle olduğuna inanılır” cümlesindeki inanılır fiili önemlidir. Anlatıcının bir olayı nasıl anlamlandırdığını bildirir; anlatılan varlığın gerçekten olaya neden olduğunu göstermez. Bir deneyimi aktaran kişinin ciddiyetini kabul etmekle onun açıklamasını doğrulanmış sebep saymak arasında fark vardır. Halkbilimi yazısı bu farkı koruduğunda hem insanları küçümsemeden dinleyebilir hem de doğaüstü açıklamayı okura gerçeklik hükmü olarak sunmaz.

Bastırık makalesi uyku çevresindeki benzer motifleri karşılaştırır; inceleme farklı kültürlerdeki ad ve işlev ilişkilerine yönelir. Buradaki karşılaştırmayı bir kişinin yaşadığı duruma tanı koyan bir yöntem gibi kullanmıyoruz. [5, s. 66–67]

“Alkarısı gerçek mi?” sorusuna bu yazının kaynaklarıyla verilebilecek yanıt bu yüzden sınırlıdır: Gerçek kişiler tarafından aktarılan ve araştırmacılarca kaydedilen inanışlar vardır. Kaydın varlığı, doğaüstü varlığın kanıtı değildir. Aynı şekilde bütün anlatıları tek bir hastalık adıyla açıklamak da bu kaynak karşılaştırmasının yapabileceği bir iş değildir. Folklorik adlandırmayı tıbbi tanı, anlatılan korunma davranışını da bakım önerisi yerine koymamak gerekir.

Kaynaklar neyi açıklıyor, neyi kanıtlamıyor?

Bir okuyucu açık bir kitabı, çerçevelenmiş kırmızı giysili folklor figürüyle karşılaştırıyor.
Anlatının tasviri ile onu inceleyen okur ayrı düzlemlerdedir. Kitap ve resim gerçek kaynakların kopyası değildir; benzerlik tek başına köken veya etki kanıtı sayılmaz.

2019 makalesinin girişinde Şimşek’e yapılan atıf açıkça görülür. O bölümde tekrarlanan bilgi, sırf iki makalede yer aldığı için birbirinden bağımsız iki saha bulgusu sayılmaz. Yayının yerel derleme bölümüyle önceki literatürden aktardığı kısım ayrılmalıdır. [2, s. 1805, not 2]

Köken konusunda da tek bir görüş yoktur. Luminița Munteanu’nun makalesinin yayıncı özeti, Alkarısı için Mezopotamya ve Lilith üzerinden bir aktarım tezi önerir. Burada yalnız özet düzeyinde erişilen bu tezi sonuç olarak benimsemiyoruz. [6, yayıncı özeti]

Hallaç ve Yıldırım ise ad ve işlev karşılaştırmalarından Türk kültüründen komşu kültürlere yayılım sonucu çıkarır. Bu, onların savunduğu tarihsel yorum olarak belirtilmelidir. Farklı köken önerilerini yan yana koymak, aralarında kanıtlanmış bir uzlaşma kurmak değildir. [5, s. 76]

Okur için en sağlam başlangıç, köken yarışından önce kaydın ölçeğini belirlemektir: Bir yerel anlatı mı okunuyor, daha eski bir eserden aktarım mı, yoksa araştırmacının karşılaştırmalı açıklaması mı? Ardından tarihin neyi gösterdiği sorulabilir. Son aşamada benzerliğin yalnız betimleme mi olduğu, yoksa belirli bir aktarım iddiasının parçası mı sayıldığı incelenir. Bu sıra, bütün kaynaklardan aynı tür yanıt beklemeyi önler.

Alkarısı’nı Umay’ın otomatik karşıtı veya bozulmuş biçimi olarak tanımlamıyoruz. İki varlığı yan yana anmak, aralarında tarihsel dönüşüm zinciri kurmaya yetmez. Aynı nedenle başka kültürlerin cadı imgeleriyle benzerlik, doğrudan temasın veya ortak bir bayram kökeninin belgesi değildir. Böyle bir bağ için ayrıca tarihli, izlenebilir kanıt gerekir; bu yazının karşılaştırması o bağı kurmaz.

Bu metnin sunduğu sonuç, tek bir korku figürünün kesin biyografisi değildir. Ad, yer, kayıt tarihi ve yorum düzeyini birlikte okuyabilmek için bir çerçevedir. Daha geniş bağlam için Türk Mitolojisi Rehberi ile Kaynak ve Yöntem sayfası kullanılabilir. Yeni bir anlatı bu çerçeveye eklendiğinde önce mevcut tanıma uydurulmaz; hangi ayrıntıyı değiştirdiği araştırılır.